On yıl &ouml;nce kitabın mukaddimesinde yazdıklarım bunlardı. Bu zaman zarfında m&uuml;sl&uuml;man gen&ccedil;lik &uuml;zerinde g&uuml;zel bir etki bıraktığını da g&ouml;rd&uuml;k. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onları dinlerinde ve ibadetlerinde İsl&acirc;m&rsquo;ın katıksız pınarı olan Kitap ve s&uuml;nnete d&ouml;nmenin vacip olduğuna irşad etmekteydi. Allah'a hamdolsun ki, gen&ccedil;ler arasında s&uuml;nnetle amel edip ibadetlerinde ona dayananlar &ccedil;oğaldı. Artık s&uuml;nnetle tanınır h&acirc;le geldiler. Ancak bazılarının bununla amel etmekten geri durduğunu da g&ouml;rd&uuml;m. Aslında, bu geri duruşları, verdiğimiz &acirc;yetlerden ve naklettiğimiz imamların s&ouml;zlerinden sonra, s&uuml;nnetle amelin v&uuml;cubiyetinde ş&uuml;phe ettiklerinden değil. Bu, bazı mukallit hocalardan duydukları ş&uuml;phelerden kaynaklanıyordu. Bu y&uuml;zden bunlara değinip reddiyelerini de yazmaya karar verdim. Ola ki, bir bazı gen&ccedil;ler de diğerleriyle beraber s&uuml;nnetle amel etmeye y&ouml;nelirler, b&ouml;ylece -Allah'ın izniyle- fırka-ı n&acirc;ciyeden olurlar.
1- Bazıları şunu s&ouml;yledi: 
Din&icirc; hususlarda Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-imizin emrine d&ouml;nmemiz gerektiğinde ş&uuml;phe yoktur. &Ouml;zellikle mahza ibadet olup, rey ve i&ccedil;tihadın s&ouml;z konusu olmadığı namaz gibi hususlarda. Ama hocalardan birinin bile bunu emrettiğini neredeyse g&ouml;rmemekteyiz. Hepsi de ihtilafın varlığını kabulleniyorlar, bunun &uuml;mmet i&ccedil;in bir genişlik olduğunu iddia ediyorlar. Buna delil olarak da -bu t&uuml;r m&uuml;nasebetlerde s&uuml;nnet taraftarlarına karşı sık&ccedil;a tekrar ettikleri- &ldquo;&uuml;mmetimin ihtilafı rahmettir&rdquo; hadisini zikrediyorlar. Bize &ouml;yle geliyor ki, bu hadis, senin bizi &ccedil;ağırdığın, kitabını da dayandırdığın metoda ters d&uuml;şmektedir. Bu hadis hakkındaki g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n nedir?
Cevap iki a&ccedil;ıdan olacaktır:
Birincisi: Bu hadis sahih değildir. Bilakis b&acirc;tıldır ve aslı yoktur. All&acirc;me S&uuml;bk&icirc; diyor ki:
&ldquo;Sahih, zayıf veya mevzu olarak hi&ccedil;bir senedine ulaşamadım.&rdquo;
Derim ki: Bu şu lafızla riv&acirc;yet edilmiştir:
&ldquo;Ash&acirc;bımın ihtilafı sizin i&ccedil;in rahmettir.&rdquo;
Bir de: &ldquo;Ash&acirc;bım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hid&acirc;yet bulursunuz.&rdquo;
Fakat ikisi de sahih değildir. Birincisi son derece zayıftır. İkincisi ise mevzudur (uydurma). Bunun hakkındaki izahları &ldquo;Silsilet&uuml;'l-Eh&acirc;d&icirc;si&rsquo;d-Da&icirc;fe ve'l-Mevd&ucirc;a&rdquo;da (no: 58,59 ve 61) tahkik ettim.
İkincisi: Hadis zayıf olmasının yanında Kur'an-ı Kerim'e de muhaliftir. Dinde ihtilaf etmeyi nehyeden ve ittifakı emreden &acirc;yetler zikredilmeye ihtiya&ccedil; olmayacak kadar meşhurdur. Ancak &ouml;rnek olması i&ccedil;in birka&ccedil;ını verelim:
Allah Te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:
&ldquo;Birbirinizle &ccedil;ekişmeyin yoksa başarısızlığa d&uuml;şer ve kuvvetiniz gider.&rdquo;[1] &ldquo;...sakın dinlerini par&ccedil;a par&ccedil;a edip fırkalara ayrılan m&uuml;şriklerden olmayın. Her fırka elinde olanlarla sevinir durur.&rdquo;[2] &ldquo;...Onlar da durmadan ihtilaf etmektedirler. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri m&uuml;stesnadır.&rdquo;[3]
Eğer Rabbinin merhamet ettikleri ihtilaf etmiyorsa, sadece b&acirc;tıl ehli ihtilaf ediyorsa, ihtilaf nasıl olur da rahmet olur?!!
Buradan da, hadisin sened olarak da metin olarak da sahih olmadığı ortaya &ccedil;ıkar. O zaman da bunu, imamların da emri olan Kitap ve s&uuml;nnetle amel etmekten geri durmak i&ccedil;in bir ş&uuml;phe olarak g&ouml;rmek caiz değildir.
2- Başka birileri de şunu s&ouml;ylemekte:
&ldquo;Eğer dinde ihtilaf etmek nehyedilen bir şeyse, sah&acirc;beler ve onlardan sonra gelen imamların ihtilafı i&ccedil;in ne diyeceksiniz? Ayrıca bunların ihtilafıyla m&uuml;teahhir &acirc;limlerin ihtilafı arasında bir fark var mıdır?
Cevap: Evet. İki ihtilaf arasında b&uuml;y&uuml;k bir fark vardır. Bu iki şeyde ortaya &ccedil;ıkar:
Birincisi: Sebebinde,
İkincisi: Sonucunda.
Sah&acirc;benin ihtilafına gelince, zaruretten doğan, ayrıca (nassları) anlamakta ortaya &ccedil;ıkan tabi&icirc; bir ihtilaftı. Onlar isteyerek ihtilaf etmiyorlardı. Bunlara ek olarak, d&ouml;nemlerinde mevcut olan ve ihtilaflarını gerektiren bazı durumlar mevcuttu. Ancak onlardan sonra bu gerek&ccedil;eler ortadan kalktı.[4] Bu t&uuml;r ihtilaftan b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kurtulmak ise, m&uuml;mk&uuml;n değildir. Biraz &ouml;nce ge&ccedil;en veya aynı m&acirc;nada olan &acirc;yetlerdeki yergiler bunları kapsamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kınama şartı olan kasıt ve s&uuml;reklilik, tahakkuk etmiş değildir.
Mukallidler arasında meydana gelen ihtilafın ise, &ccedil;oğu zaman gerek&ccedil;esi yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bazıları Kitap ve s&uuml;nnetteki delili g&ouml;r&uuml;p, başka bir mezhebin delili olduğunu anlayınca, sadece mezhebine muhalif olduğu i&ccedil;in onunla amel etmeyi bırakır. Ona g&ouml;re sanki, aslolan mezheptir veya Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği din, sadece onun mezhebiyle sınırlıdır. Diğer mezhepler de neshedilmişdir.
Bunların dışında başka insanlar da var. Onlar da mezhepleri -aralarındaki geniş ihtilafa dayanarak- farklı şeriatler olarak değerlendirmektedirler. Nitekim m&uuml;teahhirler-den bazıları bunu a&ccedil;ık bir şekilde s&ouml;ylemiştir:[5]
&ldquo;M&uuml;sl&uuml;manın bunlardan dilediğini alma, dilediğini bırakma hakkı vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hepsi de şeriattir.&rdquo; Bazen her iki grup, ihtilaflarına dayanak olarak, &ldquo;&uuml;mmetimin ihtilafı rahmettir&rdquo; b&acirc;tıl hadisini delil getirmekteler. &Ccedil;oğu zaman bunu delil getirdiklerini de duyuyoruz.
Bazıları da hadisin s&ouml;yleniş sebebini ş&ouml;yle yorumlamaya &ccedil;alışmaktadırlar: &ldquo;İhtilafın rahmet olmasının sebebi, &uuml;mmete bir genişlik sağlamasındandır.&rdquo; Bu yorum, biraz &ouml;nce ge&ccedil;en &acirc;yetlerin a&ccedil;ık ifadelerine, imamların da s&ouml;ylediği s&ouml;zlerin muhtevasına muhalif olmasının beraberinde bazı &acirc;limler tarafından da reddedilmiştir.
İbn&uuml;'l-Kasım diyor ki:
&ldquo;Leys ve Malik'in, Ras&ucirc;lullah&rsquo;ın sah&acirc;b&icirc;lerinin ihtilafı hakkında ş&ouml;yle dediklerini duydum: İnsanların dediği &ldquo;bunda genişlik var&rdquo; denemez. Hayır b&ouml;yle değildir. Bilakis ihtilafın bir kısmı yanlış, bir kısmı da doğrudur.&rdquo;[6]
Eşheb de diyor ki:
&ldquo;Malik'e soruldu: G&uuml;venilir r&acirc;vilerin sah&acirc;beden bir aktardıkları iki ayrı hadis ile amel eden kişinin durumunu genişlik olarak g&ouml;r&uuml;r m&uuml;s&uuml;n?&rdquo;
Dedi ki: Allah'a yemin olsun ki, hakka isabet etmedik&ccedil;e hayır. Hak ancak bir tanedir. İki farklı g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n ikisi de aynı zamanda doğru olacak?! Hayır! Doğru sadece bir tanedir.[7]
İmam Şafi&icirc;'nin talebelerinden M&uuml;zen&icirc; de diyor ki: &ldquo;Ras&ucirc;lullah&rsquo;ın sah&acirc;b&icirc;leri de ihtilaf etmişler ve birbirlerinin hata ettiğini s&ouml;ylemişlerdir. Birbirlerinin s&ouml;zlerine bakıp, tenkid etmişlerdir. Hepsinin s&ouml;yledikleri doğru olsaydı, bu şekilde yapmazlardı. &Ouml;mer -Allah ondan r&acirc;zı olsun- da Ubey b. K&acirc;b ile İbn Mes&rsquo;ud'un namazda tek bir elbiseyle namaz kılma hususundaki ihtilaflarına &ouml;fkelenmiştir. Ubey ş&ouml;yle demişti: Tek elbiseyle namaz kılmak g&uuml;zel bir şeydir. İbn Mesud ise ş&ouml;yle demişti: &ldquo;Bu, elbise azken b&ouml;yleydi.&rdquo; Bunun &uuml;zerine &Ouml;mer &ouml;fkeli bir şekilde ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Ras&ucirc;lullah&rsquo;ın sah&acirc;b&icirc;lerinden g&ouml;r&uuml;şlerine m&uuml;racaat edilen iki kişi ihtilaf etmişlerdir. Bu konuda Ubey doğru s&ouml;ylemiştir. İbn Mesud ise hatalıdır. Ancak bundan sonra kimsenin bu meselede ihtilaf ettiğini duymayayım, yoksa ona ş&ouml;yle ş&ouml;yle yaparım.&rdquo;[8]
İmam M&uuml;zen&icirc; diyor ki:
İhtilafı caiz g&ouml;ren iki &acirc;lim bir mesele hakkında i&ccedil;tihad eder de biri helal, diğeri de haram derse, her ikisinin de hakka isabet ettiğini iddia eden kişiye ş&ouml;yle cevap verilir: &ldquo;Bunu nassa dayanarak mı yoksa kıyasa dayanarak mı s&ouml;yledin?&rdquo; Eğer &ldquo;Nassa dayanarak s&ouml;yl&uuml;yorum.&rdquo; derse ona denilir ki: &ldquo;Bunu nasıl nassa dayanarak s&ouml;yleyebilirsin? Zira Kitap ihtilafı reddediyor. &ldquo;Kıyasa dayanarak s&ouml;yledim.&rdquo; diyecek olursa bu kez ona denilir ki: &ldquo;Kitap ve s&uuml;nnet, ihtilafı reddederken sen nasıl ihtilafın caiz olmasını bunlara kıyas edersin. &Acirc;lim bir tarafa, akıllı insan bile bunu caiz g&ouml;rmez.&rdquo;[9]
Buna mukabil biri &ccedil;ıkıp şunu s&ouml;yleyebilir:
İmam Malik'ten hakkın bir olduğuna dair aktardığına, &Uuml;stad ez-Zerka'nın &ldquo;el-Medhal&uuml;&rsquo;l-fıkh&icirc;&rdquo; kitabında naklettiği (1/89) şu riv&acirc;yet ters d&uuml;şmektedir:
&ldquo;Eb&ucirc; Cafer el-Mansur, ardından Harun Reşid, İmam Malik'in mezhebi ve eseri &ldquo;Muvatta&rdquo;yı Abbasi Devleti&rsquo;nin Kanunnamesi yapmak istediler. Ancak İmam Malik buna izin vermedi ve ş&ouml;yle dedi:
Ras&ucirc;lullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı fer&rsquo;&icirc; konularda ihtilaf ettiler ve farklı b&ouml;lgelere dağıldılar. Her birinin g&ouml;r&uuml;ş&uuml; de isabetlidir.
Ona derim ki: Bu olayın, İmam Malik'ten nakli meşhurdur ve bilinen bir şeydir. Ancak riv&acirc;yetin sonunda gelen &ldquo;Herbirinin g&ouml;r&uuml;ş&uuml; de isabetlidir&rdquo; kısmının, ulaşabildiğim kaynaklarda ve riv&acirc;yetlerde bir aslı mevcut değildir.[10] Bir riv&acirc;yet m&uuml;stesnadır. O da Eb&ucirc; Nuaym'ın &ldquo;el-Hilye&rdquo; (6/332)'de tahric ettiği riv&acirc;yettir. Bu riv&acirc;yetin senedinde Mikdam b. Davud vardır ve Zehebi bu zatı zayıflar arasında zikretmiştir. Buna rağmen riv&acirc;yetin lafzı: &ldquo;Herbiri kendine g&ouml;re isabetlidir&rdquo; şeklindedir. &ldquo;Kendine g&ouml;re&rdquo; lafzı &ldquo;el-Medhal&rdquo;in riv&acirc;yetinin uydurma olduğunu g&ouml;stermektedir. Nasıl b&ouml;yle olmasın ki, bu riv&acirc;yet İmam Malik'ten g&uuml;venilir ravilerin riv&acirc;yet etmiş olduğu &ldquo;Hak birdir, birden fazla olamaz&rdquo; g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne muhaliftir. Nitekim sah&acirc;b&icirc; ve t&acirc;bi&icirc;nin &ouml;nde gelenleri ve d&ouml;rt imamın hepsi bu g&ouml;r&uuml;ştedir.
İbn Abdilberr diyor ki: (2/88)
&ldquo;Ş&acirc;yet bir meselenin zıt iki durumu da doğru olsaydı, selef &acirc;limleri, i&ccedil;tihadlarında, h&uuml;k&uuml;m ve fetvalarında birbirlerinin hatalı olduklarını s&ouml;ylemezlerdi. Mantık, bir şeyin hem kendisinin, hem de zıttının doğru olmasını asla kabul etmez. Şair ne kadar g&uuml;zel s&ouml;ylemiştir:
Bir durumda iki zıttın varlığını ispat
İmkansız şeylerin en &ccedil;irkin şeklidir
Ş&acirc;yet denilecek olursa ki, İmam&rsquo;dan (Malik) gelen bu riv&acirc;yet madem ki b&acirc;tıldır, o zaman İmam neden Mansur'un insanları Muvatta ile amel etmeye mecbur etmesi isteğine karşı &ccedil;ıkmış ve onun bu isteğini yerine getirmemiştir?
Derim ki:
Bu hususta vakıf olduğum en g&uuml;zel riv&acirc;yet İbn Kesir'in &ldquo;Şerhu İhtis&acirc;r ul&ucirc;mi'l-had&icirc;s&rdquo;te (s.31) zikretmiş olduğu riv&acirc;yettir. O da şudur: İmam Malik diyor ki:
&ldquo;İnsanlar hadisleri toplamışlardır. Bu y&uuml;zden, bizim ulaşmadığımız rivayetlere ulaşmış olabilirler.&rdquo;
Bu s&ouml;z İbn Kesir'in de dediği gibi, İmam&rsquo;ın k&acirc;mil bir ilim ve insafa sahip olduğunun g&ouml;stergesidir.
İhtilafın her t&uuml;r&uuml;n&uuml;n şer olduğu, rahmet olmadığı artık sabit olmuştur. Ancak insan ihtilafın bir kısmından dolayı kınanır ve ayıplanır. Mezhep mutaassıplarının ihtilafında olduğu gibi. Bir kısım ihtilaf da var ki, insan bundan dolayı kınanmaz. Sah&acirc;b&icirc;lerin ve onlara t&acirc;bi olan imamların ihtilafı da b&ouml;yledir. Allah bizleri onlarla birlikte haşretsin ve bizi onlara t&acirc;bi olmaya muvaffak etsin.
B&ouml;ylece sah&acirc;benin ihtilafının mukallidlerin ihtilafından farklı olduğu ortaya &ccedil;ıkmıştır.
&Ouml;zeti şu:
Sah&acirc;be zaruretten dolayı ihtilaf etmişlerdir. Fakat bununla beraber onlar ihtilafı reddediyorlar ve yol bulduk&ccedil;a ka&ccedil;ınmaya &ccedil;alışıyorlardı.
Mukallidler ise -b&uuml;y&uuml;k bir kısmında ihtilaftan ka&ccedil;ınma imk&acirc;nları olmasına rağmen- ittifak etmiyorlar ve bu uğurda i&ccedil;in &ccedil;abalamıyorlar. Bilakis ihtilafı onaylıyorlar. Halbuki, iki ihtilaf arasında &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k farklar vardır.
Sebep a&ccedil;ısından, iki ihtilaf arasındaki fark bu şekilde...
Sonucu a&ccedil;ısından farklılığa gelince, bu daha a&ccedil;ıktır.Nedeni şu, sah&acirc;be -furu konularda bilinen ihtilaflarına rağmen- birlikteliğe, tek v&uuml;cut g&ouml;r&uuml;nmeye azami gayret sarfediyorlardı. Birlikteliklerini par&ccedil;alayacak, saflarını gevşetecek her şeyden m&uuml;mk&uuml;n olduğunca uzak kalıyorlardı. Sah&acirc;b&icirc;ler arasında besmelenin cehren okunmasını meşru g&ouml;renler de vardı, g&ouml;rmeyenler de. Bazıları elleri (rukuya giderken ve r&uuml;k&ucirc;dan kalkarken) kaldırmayı m&uuml;stehab g&ouml;r&uuml;yorlardı bazıları aynı kanaatte değildi. Kimisi kadına dokunmakla abdestin bozulacağını s&ouml;yl&uuml;yor, kimisi bozulmaz diyordu. Ama b&uuml;t&uuml;n bunlara rağmen hepsi bir imamın arkasında birlikte namaz kılıyorlar, mezheb&icirc; bir ihtilaftan dolayı hi&ccedil;biri o imamın arkasında namaz kılmaktan geri durmuyordu.
Mukallidlerin ise, ihtilafları bunun tam tersinedir. Bu ihtilafın sonucunda, m&uuml;sl&uuml;manlar kelime-i şahadetten sonra en b&uuml;y&uuml;k r&uuml;k&ucirc;nda ihtilaf ettiler. Bu r&uuml;k&ucirc;n da namazdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu insanlar, bir imamın arkasında namaz kılmaya yanaşmıyorlardı. Delilleri de şuydu: &ldquo;O imamın namazı, bağlı oldukları kendi mezheplerine g&ouml;re b&acirc;tıldır veya en azından mekruhtur.&rdquo; Bizler ve bizim dışımızdaki bir&ccedil;ok kişi bunu g&ouml;rm&uuml;ş ve duymuştur.[11] Nasıl g&ouml;rmesin ki, bazı meşhur mezheplerin kitapları bunun b&acirc;tıl veya mekruh olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a belirtmiştir. Bunun neticesinde bir camide d&ouml;rt mihrabın yapıldığını g&ouml;rd&uuml;k. Peşpeşe d&ouml;rt imam orada namaz kıldırmaktadır. Bir grup namaz kılarken, bazı insanların kendi imamlarını beklediklerini g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.
Hatta bazı mukallidler arasındaki ihtilaf bundan daha vahim bir hal aldı. Hanef&icirc; bir kişinin Şafi&icirc;lerden evlenemeyeceğine dair fetvalar verildi. Ardından Hanef&icirc;lerden meşhur bir zat (o da M&uuml;fti's-sakaleyn diye bilinen zattır) Hanef&icirc; kişilerin Şafi&icirc;lerden evlenebileceğine dair fetva verdi. Bunu da şu s&ouml;z&uuml;yle izah etti: &ldquo;Onları Ehl-i kitap olarak değerlendirebiliriz.&rdquo;[12] Bu s&ouml;z&uuml;n zıt anlamı şudur: &ldquo;Bunun aksi, yani Şafi&icirc;lerden birinin Hanef&icirc; bir kızla evlenmesi caiz değildir.&rdquo; Nitekim Ehl-i kitaptan biri m&uuml;sl&uuml;man bir kadınla evlenemez.
Bunlar bir&ccedil;ok &ouml;rnekten se&ccedil;miş olduğumuz iki &ouml;rnektir. Bu &ouml;rnekler akıllı insana, m&uuml;teahhirlerin ihtilafının ve bunları ısrarla s&uuml;rd&uuml;rmelerinin k&ouml;t&uuml; sonu&ccedil;larını a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermekte-dir. Selefin ihtilafı b&ouml;yle değildi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun &uuml;mmete y&ouml;nelik hi&ccedil;bir k&ouml;t&uuml; sonucu olmamıştır. Bu y&uuml;zden onlar ihtilafı nehyeden &acirc;yetlerin kapsamının dışındadırlar. M&uuml;teahhirler ise bu durumda değildir. Allah hepimizi sırat-ı m&uuml;stakimine hid&acirc;yet etsin!
Keşke bu ihtilaflarının zararı sadece onlarla sınırlı kalsaydı da &Uuml;mmet-i d&acirc;vetten[13] hi&ccedil;kimseye bulaşmasaydı. O zaman zorluklar az da olsa kolaylaşırdı. Ancak bu ihtilaf -maalesef- bir&ccedil;ok &uuml;lkede kafirlere de ulaşmıştır. Bu ihtilaf, onların grup grup Allah'ın dinine girmelerine engel olmuştur. &Uuml;stad Muhammed Gazali'nin &ldquo;Zal&acirc;m&uuml;n mine&rsquo;l-ğarb&rdquo; (s. 200) adlı kitabında ş&ouml;yle bir olay ge&ccedil;er:
&ldquo;Amerika'da Brinston &Uuml;niversitesi&rsquo;nde yapılan konferans-ta konuşmacılardan biri, İsl&acirc;m&icirc; meselelerle meşgul olanlarla m&uuml;steşrikler arasında &ccedil;ok&ccedil;a yaygın olan şu soruyu tartışmaya a&ccedil;tı:
&ldquo;M&uuml;sl&uuml;manlar d&acirc;vet ettikleri İsl&acirc;m&rsquo;ı hangi ilkelerle tanımlıyorlar ve d&uuml;nyaya a&ccedil;ılıyorlar?
İsl&acirc;m&rsquo;ı, S&uuml;nn&icirc;lerin anladığı şekilde mi yoksa İmamiye ve Zeydiye'den oluşan Şia&rsquo;nın anladığı şekilde mi tanıtacaklar?&rdquo;
Sonra bunların herbiri de kendi aralarında ihtilaf etmiş-lerdir.
Bazen bunlardan bir grup bir mesele hakkında reformcu ve a&ccedil;ık d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken, başka bir grup geri ve katı bir &ccedil;er&ccedil;evede d&uuml;ş&uuml;nebilmektedirler.
&Ouml;zetle, İsl&acirc;m&rsquo;a d&acirc;vet edenler, d&acirc;vet ettikleri insanları şaşkın bir h&acirc;lde bırakmaktalar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bizzat kendileri de şaşırmış durumdalar.[14]
All&acirc;me Muhammed Sultan el-Masum&icirc;'nin &ldquo;Hediyyet&uuml;'s-sultan il&acirc; bil&acirc;d-i m&uuml;slim&icirc; el-yab&acirc;n&rdquo; risalesinin mukaddimesinde de ş&ouml;yle bir olay ge&ccedil;mektedir:
&ldquo;Japonya'nın Tokyo ve Osaka kentlerinde yaşayan m&uuml;sl&uuml;manlardan bana ş&ouml;yle bir soru geldi: &Ouml;zetle diyorlardı ki:
&ldquo;İsl&acirc;m dininin ger&ccedil;eği (&ouml;z&uuml;) nedir? Mezhep ne m&acirc;naya geliyor? İsl&acirc;mla şeref bulan birinin d&ouml;rt mezhepten birini takip etme mecburiyeti var mıdır? Yani Malik&icirc;, Hanef&icirc;, Şafi&icirc; veya başkaları yoksa yok mudur?
&Ccedil;&uuml;nk&uuml; burada b&uuml;y&uuml;k ve vahim bir ihtilaf meydana geldi. Olayın meydana gelişi ş&ouml;yle oldu:
Japonya&rsquo;nın aydınlarından bir grup İsl&acirc;m dinine girmek ve imanla şereflenmek &uuml;zere Tokyo'da bulunan m&uuml;sl&uuml;manların bir teşkilatına bunu teklif ettiklerinde; Hindistan'lı bir grup ş&ouml;yle dedi: Bunların Eb&ucirc; Hanife'nin mezhebini se&ccedil;meleri gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o &uuml;mmetin kandilidir. Endonezyalı bir grupta ş&ouml;yle dedi: Hayır Şafi&icirc; olmaları gerekir.
Japonlar bunu duyunca &ccedil;ok şaşırdılar.Bu mezhep ihtilafı onların m&uuml;sl&uuml;man olmalarına engel oldu.
3- Bazıları da şu iddiada bulunmaktalar:
Sizin d&acirc;vet etmiş olduğunuz s&uuml;nnete t&acirc;bi olmak ve imamların muhalif s&ouml;zlerini almamak; onların b&uuml;t&uuml;n s&ouml;zlerini bırakmak ve i&ccedil;tihad ve g&ouml;r&uuml;şlerinden istifade etmemek m&acirc;nasına gelmektedir.
Bunlara diyorum ki: Bu iddia doğrudan &ccedil;ok uzaktır. Hatta bu iddia a&ccedil;ık&ccedil;a b&acirc;tıldır. Nitekim biraz &ouml;nceki s&ouml;zleri-mizden bu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;nmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu s&ouml;zlerimizin hepsi bu iddiaların tersini s&ouml;ylemektedir. Bizim d&acirc;vet ettiğimiz tek şey, mezhepleri birer din edinmemek ve onları Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnetin yerine ikame etmemektir.
Anlaşmazlığa d&uuml;ş&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde veya yeni meydana gelen olayların h&uuml;k&uuml;mlerini belirlemekte, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde kendini fakih zannedenlerin yaptığı gibi, sadece mezheplere m&uuml;racaat etmeyelim. Halbuki onlar Medeni Hukuk&rsquo;la ilgili h&uuml;k&uuml;mleri belirlemekte Kitap ve s&uuml;nnete m&uuml;racaat etmeden mezheplerden yola &ccedil;ıkarak doğruyu-yanlışı &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışmaktadırlar. Bu husustaki metodları şudur: &ldquo;İhtilaf rahmettir&rdquo; hadisini ve ruhsatları, maslahatları ve kolay h&uuml;k&uuml;mleri almaktır.
S&uuml;leyman et-Teym&icirc;'nin şu s&ouml;z&uuml; ne kadar g&uuml;zeldir:
&ldquo;Her &acirc;limin ruhsatını almaya kalkışırsan, şerrin hepsi sende toplanır.&rdquo;
Bunu İbn Abdilberr (2/91-92) riv&acirc;yet etmiş, ardından ş&ouml;yle demiştir:
&nbsp;&ldquo;Bunda icma vardır, hakkında ihtilaf olduğunu bilmiyo-rum.&rdquo;
Bizim tenkid ettiğimiz şey, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n gibi icmaya muva-fıktır.
Onların g&ouml;r&uuml;şlerine m&uuml;racaat edip, onlardan istifade etmek, ayrıca hakkında Kitap ve s&uuml;nnet nassının bulunmadığı ihtilaflı veya izaha ihtiya&ccedil; duyulan konularda bu g&ouml;r&uuml;şlerden yardım alıp, hakkı bulmaya &ccedil;alışmak ise, inkar etmediğimiz bir durumdur. Aksine bunu emrediyoruz ve buna teşvik ediyoruz. Kitab ve s&uuml;nnetle hid&acirc;yet bulma yolunu tutanlara faydalı olacağını umuyoruz.
All&acirc;me İbn Abdilberr diyor ki (2/172):
&ldquo;Sevgili kardeşim asılları muhafaza edip onlarla ilgilenmeye &ouml;zen g&ouml;ster. Şunu iyice bil ki, Kur'an ve s&uuml;nneti muhafaza etmekle meşgul olan, fukahanın s&ouml;zlerine bakıp, bunları i&ccedil;tihadlarına yardımcı, tetkik yollarına anahtar, bir&ccedil;ok m&acirc;naya yorumlanabilen kapalı ifadelere tefsir olarak g&ouml;ren, mutlaka bağlanılması gereken s&uuml;nnetleri taklid edercesine imamlardan herhangi birini &uuml;zerinde hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeksizin taklid etmeyen, &acirc;limlerin meşgul olduğu s&uuml;nnetleri ezber ve anlama işinden uzak kalmayan, araştırma ve anlamalarda onları takip eden, yaptıkları &ccedil;alışmalardan dolayı onlara ş&uuml;kranlarını sunan, &ccedil;oğunluğu oluşturan doğru g&ouml;r&uuml;şlerden dolayı da onları takdir eden, ancak kendilerini g&ouml;rmedikleri gibi onları da hatalardan uzak g&ouml;rmeyen kişi, selef-i salih&icirc;n yoluna tutunmuş, doğru yolu bulmuş ve Ras&ucirc;lullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in s&uuml;nnetine ve sah&acirc;b&icirc;lerin yoluna t&acirc;bi olmuştur.&rdquo;
Ancak kendini araştırmalardan uzak tutarak, s&ouml;yledikleri-mizden y&uuml;z &ccedil;eviren, s&uuml;nnetlere muhalif davranan, kendi bakış a&ccedil;ısıyla bunları değerlendirmeye &ccedil;alışan hem kendi sapmış, hem de başkalarını saptırmıştır. B&uuml;t&uuml;n bunları bilmeden fetvaya kalkışan kişi ise, daha k&ouml;r, yolca daha sapıktır:
İşte hak budur yoktur bunun gizliliği
T&uuml;rl&uuml; t&uuml;rl&uuml; yollardan artık uzak tut beni
4- Sonra mukallidler arasında yaygın olan bir vehim daha var.
Bu da onların, mezheplerinin muhalif olduğu s&uuml;nnetlere t&acirc;bi olmalarına engel olmaktadır. Bu vehim; s&uuml;nnete t&acirc;bi olmak, mezhep sahibinin hatalı olmasını gerektirir şeklindeki zanlarıdır. Hatalı olmak da -onlara g&ouml;re- imamı t&acirc;n (tenkid) etmek m&acirc;nasına gelir. Eğer m&uuml;sl&uuml;manların bir ferdini t&acirc;n etmek caiz değilse, onların imamları nasıl t&acirc;n edilebilir?!
Cevabı şu: Bu d&uuml;ş&uuml;nce b&acirc;tıldır. Sebebi de s&uuml;nnet fıkhından uzak durmaktır. Yoksa akıllı bir m&uuml;sl&uuml;man nasıl b&ouml;yle bir s&ouml;z s&ouml;yler? Kaldı ki, Ras&ucirc;lullah -sallallahu aleyhi ve sellem-ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo;Hakim h&uuml;k&uuml;m verirken i&ccedil;tihad eder de isabet ederse, ona iki ecir vardır. H&uuml;k&uuml;m verirken i&ccedil;tihad eder de hata ederse, ona bir ecir vardır.&rdquo;[15] Bu hadis, bu d&uuml;ş&uuml;nceyi reddetmekte ve a&ccedil;ık bir şekilde şunu ifade etmektedir: Birinin &ldquo;filan kişi hata etti&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml;n şer'&icirc; m&acirc;nası &ldquo;bir sevap aldı&rdquo; demektir. Kendisini hatalı g&ouml;ren kişiye g&ouml;re, o ecir almış oluyorsa, onu hatalı g&ouml;rmekle ona t&acirc;n ettiği nasıl vehmedilebilir? Ş&uuml;phe yok ki bu vehim b&acirc;tıldır ve bu d&uuml;ş&uuml;ncenin sahibi kişi, bunu hemen terketmelidir. Yoksa m&uuml;sl&uuml;manları t&acirc;n eden o olur. Hem de herhangi bir ferdi değil, sah&acirc;b&icirc;leri, tabi&icirc;ni ve ondan sonra gelen b&uuml;y&uuml;k imamları... &Ccedil;&uuml;nk&uuml; biz yak&icirc;nen biliyoruz ki bu y&uuml;ce zatlar, birbirlerini hatalı g&ouml;r&uuml;yor, birbirlerinin g&ouml;r&uuml;şlerini reddediyorlardı.[16] Şimdi aklı başında olan şunu s&ouml;yleyebilir mi: Onlar birbirlerini t&acirc;n ediyorlardı? Ras&ucirc;lullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Eb&ucirc; Bekir'in bir r&uuml;yaya yaptığı yorumda hatalı olduğunu s&ouml;yleyip ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;Bazı yorumlarında isabet ettin, bazılarında ise hata ettin.&rdquo;[17] Peki, Ras&ucirc;lullah -sallallahu aleyhi ve sellem-bu s&ouml;z&uuml;yle Eb&ucirc; Bekir'i t&acirc;n etmiş mi oluyor?
Bunun k&ouml;t&uuml; neticelerinden biri de, bu d&uuml;ş&uuml;ncedeki insanları mezheplerine muhalif olan s&uuml;nnetlere t&acirc;bi olmaktan alıkoymuş olmasıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlara g&ouml;re s&uuml;nnete t&acirc;bi olmak imamı t&acirc;n etmek demektir. Halbuki s&uuml;nnete muhalif de olsa ona t&acirc;bi olmak; ona saygı duymak ve ihtiram g&ouml;stermek demektir. Bu y&uuml;zden bu vehm&icirc; t&acirc;ndan ka&ccedil;ınmak i&ccedil;in imamlarını taklit etmekte ısrar ediyorlar.
Bunlar bu vehim sebebiyle, ka&ccedil;mış oldukları durumdan daha k&ouml;t&uuml;s&uuml;ne d&uuml;şt&uuml;klerini unutmuşlardır (unutmazlıktan geldiler demiyorum). &Ccedil;&uuml;nk&uuml; biri kalkıp, onlara şunu s&ouml;ylese: &ldquo;Eğer birine t&acirc;bi olmak ona saygı g&ouml;stermek, ona muhalefet etmek de t&acirc;n etmek anlamına geliyorsa, Ras&ucirc;lullah&rsquo;a muhalefet etmeyi, s&uuml;nnete muhalif konularda imama t&acirc;bi olmayı nasıl caiz g&ouml;rebilirsiniz?! Halbuki o (imam) masum&nbsp; olmadığı gibi, onu t&acirc;n etmek k&uuml;f&uuml;r de değil. Eğer imama muhalefet, onun t&acirc;n edildiğini ifade ediyorsa, Ras&ucirc;lullah&rsquo;a muhalefet onun t&acirc;n edildiğini daha a&ccedil;ık ifade etmektedir. Bilakis bu -Allah korusun- k&uuml;fr&uuml;n ta kendisidir.&rdquo; Evet, biri bunu kalkıp s&ouml;ylese, verecek cevapları olmayacaktır. Verdikleri tek cevap -&ccedil;oğu zamanda onlardan duyduğumuz- s&ouml;yledikleri şu s&ouml;zd&uuml;r:
&ldquo;Bizim s&uuml;nneti bırakmamız, imama duyduğumuz g&uuml;vene ve s&uuml;nneti bizden daha iyi bildiği kanaatine dayanmaktadır.&rdquo; Bu s&ouml;ze, &ccedil;eşitli y&ouml;nlerden cevap verecek olursak, s&ouml;z&uuml; &ccedil;ok uzatırız. Bu y&uuml;zden bir y&ouml;n&uuml;ne cevap vermekle yetineceğiz. İnşaallah da yeterli cevap olacaktır. Şunu s&ouml;yl&uuml;yorum:
S&uuml;nneti sizden daha iyi bilen sadece sizin mezhep imamınız değil, ortada s&uuml;nneti sizlerden daha iyi bilen onlarca hatta y&uuml;zlerce imam mevcuttur. Eğer sahih s&uuml;nnet mezhebinize muhalif olarak gelir ve o imamlardan biri bu s&uuml;nneti alırsa, b&ouml;yle bir durumda o s&uuml;nneti almak size g&ouml;re vaciptir ve kat&rsquo;i bir husustur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; biraz &ouml;nce s&ouml;ylediğiniz s&ouml;z burada ge&ccedil;erli değildir. Ayrıca size muhalif olan kimse itiraz ederek ş&ouml;yle diyecektir: &ldquo;Biz bu s&uuml;nneti, bunu alan imama g&uuml;vendiğimizden dolayı aldık.&rdquo; Ona t&acirc;bi olmak, s&uuml;nnete muhalif olan imama t&acirc;bi olmaktan evladır. Bu da herkesin anlayacağı a&ccedil;ık bir şeydir.
Bu y&uuml;zden şunu s&ouml;yleyebilirim:
Bu kitabımız, namaz hususunda Ras&ucirc;lullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sabit olan s&uuml;nnetleri toplamış olduğundan, bununla amel etmemek i&ccedil;in kimsenin mazereti olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kitapta &acirc;limlerin ittifakla terkettikleri bir konu yoktur. Bilakis kitapta gelen meselelerle, muhakkak ilim ehlinden bir grup amel etmiştir. Amel etmeyen de mazurdur ve bir ecir almıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ya bu s&uuml;nnet ona ulaşmamıştır veya delil olabilecek bir yolla gelmemiştir. Ya da &acirc;limler tarafından bilinen bir mazereti vardır. Fakat ondan sonra gelerek, s&uuml;nnete vakıf olan kişilerin, o imamı taklit ederlerse bir mazeretleri olamaz. Bilakis ona vacip olan, masum (hata ihtimali olmayan) nassa t&acirc;bi olmaktır. İşte bu kitabın mukaddimesinde anlatmak istediğimiz budur.
Allah Te&acirc;l&acirc; da buyuruyor ki:
&ldquo;Ey iman edenler! Allah'ın Res&ucirc;l&uuml; sizi, size hayat verecek şeylere d&acirc;vet ettiği zaman, hemen Allah'ın ve Res&ucirc;l&uuml;&rsquo;n&uuml;n d&acirc;vetini kabul edin. Bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. O'nun huzurunda toplanacaksınız.&rdquo;[18]
Allah hakkı s&ouml;yler, O doğru yola hid&acirc;yet eder. O ne g&uuml;zel mevla ve ne g&uuml;zel yardımcıdır. Allah'ın salat ve selamı Muhammed, ailesi ve ashabı &uuml;zerine olsun. Hamd, &acirc;lemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
 


[1] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Enfal 46


[2] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rum 31-32


[3] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hud 118-119


[4] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ayrıntılı bilgi isteyen bir &ouml;nceki kaynağa bakabilir.


[5] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bkz. Feydu'l-Kadir, el-M&uuml;navi (1/209) veya Silsiletu'l-Ahadisi'd-Daifa (1/76-77)


[6] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İbn Abdilberr, C&acirc;miu Beyani'l-İlm 2/81-82)


[7] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; a.g.e. 2/82-88-89


[8] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; a.g.e. 2/83-84


[9] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; a.g.e. 2/89


[10] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bkz. el-İntika, İbn Abdilberr (41), Keşfu'l-Muğatta fi Fadli'l-Muvatta, Hafız İbn Asakir (s.6,7), Tezkiret&uuml;'l-Huffaz, Zehebi (1/195)


[11] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bkz. Ma l&acirc; yecuzu'l-hilafu fih&icirc; kitabının sekizinci b&ouml;l&uuml;m&uuml;. (s. 65-72) Orada işaret ettiğimiz konulara bir&ccedil;ok &ouml;rnek bulursun. Bazıları Ezher alimlerinden sadır olmuştur.


[12] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el-Bahru'r-R&acirc;ik


[13] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; M&uuml;sl&uuml;manlar dışında İslam'a davet edilen sair &uuml;mmet


[14] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şimdi ben de diyorum ki: Gazali'nin son d&ouml;nemlerindeki &ccedil;oğu kitabı, mesela "Fıkıh&ccedil;ılar ile Hadis&ccedil;iler Arasında S&uuml;nnet" kitabı bizzat kendisininde "kendileri şaşkın duruma d&uuml;şen" davet&ccedil;ilerden olduğunu g&ouml;stermektedir. Daha &ouml;nceleri de gerek bazı meseleler etrafında s&ouml;ylediği ve m&uuml;nakaşa ettiğimiz konuşmalarında gerekse telif ettiği kitaplarda bu şaşkınlığı seziyorduk. S&uuml;nnetten ayrılıp hadisleri tashih veya tad'if etmekte aklının hakemliğine başvurduğunu g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;k. Bu konularda hadis ilimleri ve bu ilimde m&uuml;tehassıs olan alimlere pek m&uuml;racaat da etmezdi. Bilakis hoşuna giden hadislere zayıf da olsa sahih, hoşuna gitmeyene sahih ve m&uuml;ttefekun aleyh de olsa zayıf diyordu. Nitekim bunu kendisinin Fıkhu's-Sire kitabının tahricini yaptığım esnada yazmış olduğum mukaddimeye verdiği reddiyede a&ccedil;ık bir şekilde g&ouml;rebilirsin. Tahric işini Ezherli bazı kardeşlerimizin vasıtasıyla onun isteği doğrultusunda yapmaya başladım. Bunu istemesinin sebebi s&uuml;nnete ve sirete verdiği &ouml;nemden ona, ondan olmayan şeylerin girmemesine g&ouml;sterdiği titizlikten kaynaklanıyor zannediyordum. İşaret edilen reddiyede (adı: Bu kitabın hadislerine dair) yaptığım tahricden memnun olduğunu s&ouml;ylemesine rağmen, kendisinin neden zayıf hadisleri kabul ettiğini ayrıca neden sahih hadisleri reddettiğini beyan eden metodu hakkında izahatta bulunmuştu. Bunda sadece metne bakmayı esas alıyordu. Ancak kendisi bunu yapmakla ilmi tahriclerin kendisine g&ouml;re bir kıymetinin olmadığını ifade etmekteydi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis her halukarda mantıki tenkide a&ccedil;ıktır. Ancak mantıki tenkid kişiden kişiye değişiklik arzeder. Şuna g&ouml;re kabul g&ouml;ren, buna g&ouml;re kabul g&ouml;rmeyebilir. Bunun aksi de s&ouml;zkonusudur. B&ouml;ylece din heva ve hevesten ibaret olur, şahsi bakış a&ccedil;ısı dışında kaide ve kuralı olmaz. Halbuki bu b&uuml;t&uuml;n İslam alimlerinin ittifak ettikleri; "isnad (sened) dindendir. İsnad olmasaydı dileyen dilediğini s&ouml;ylerdi" kaidesine muhalif bir tutumdur. Gazali'nin de Siret'inin hadislerinin &ccedil;oğunda yaptığı budur. Kitabında bulunan hadislerin b&uuml;y&uuml;k bir kısmı -yaptığım tahri&ccedil;lerde a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere- mu'dal, m&uuml;rsel, m&uuml;sned olanları ise zayıf iken bu zikredilen başlığın altında kendini beğenmiş bir edayla ş&ouml;yle diyor:
"Dosdoğru metottan ayrılmamaya &ccedil;aba g&ouml;sterdim. Ayrıca saygın kaynaklara dayanmaya &ouml;zen g&ouml;sterdim. Bu alanda iyi bir derece yakaladığıma inanıyorum. Basiretli alimlerin nefsinin mutmain olduğu haberleri topladım zannediyorum."
Dediği bu! Fakat ona sorulsa: Bu i&ccedil;tihadında (&ccedil;abalarında) takip ettiğin kaide nedir? Bu kaide Nebevi Siret'te sahih rivayetin tespit edilebileceği tek yol olan Hadis Usul&uuml; ilmi mi? Vereceği tek cevap "şahsi bakış a&ccedil;ısı"na dayanmak olacaktır. Bunun meydana getireceği fesada biraz &ouml;nce işaret etmiştik. Delili de senedi sahih olmayan hadise sahih, senedi sahih olana -hatta Buhari, M&uuml;slim'in sahih dediğine- zayıf demesidir. Nitekim işaret ettiğim ve kitabın d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; baskısıyla basılan mukaddimede bunları izah ettim. Ancak daha sonraki Şam-Daru'l-Kalem baskısı ve başka baskılarda -maalesef- bunu kaldırmıştır. Onun bu yaptığı bazı kimselerin, bu isteğinin altında yatan kitabının, s&uuml;nnete hizmet eden, onu koruyup şahsi bakış a&ccedil;ılarıyla değil de, ilmi kaideler ışığında sahihi zayıfından temyiz eden alimlerin &ccedil;abalarını takdir eden okuyucular arasında revac bulmasını sağlamak olduğunu zannetmelerine yol a&ccedil;mıştır. Nitekim Gazali bu kitabında ve son kitabı "Fıkıh&ccedil;ılar ve Hadis&ccedil;iler Arasında S&uuml;nnet" kitabında b&ouml;yle yapmıştır. İnsanlar a&ccedil;ık&ccedil;a anlamışlardır ki o metod olarak mutezile metoduna uymuştur. Ayrıca ona g&ouml;re hadis alimlerinin hadislerin tashih ve taz'ifinde yıllar boyu harcadıkları &ccedil;abaların hi&ccedil;bir değeri yoktur. Buna ek olarak fıkıh imamlarının usul kaidelerini belirlerken ve bunlara fer'i konuları bina ederken yapmış olduklarının da bir değeri yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, hi&ccedil;bir kaide ve usule bağlı kalmadan istediğini almakta, istediğini de bırakmaktadır. Bir&ccedil;ok faziletli alim -Allah onlardan razı olsun- ona reddiyeler verdiler, onun şaşkınlığı ve sapmalarını ayrıntılı bir şekilde izah ettiler. Bu alanda elime ge&ccedil;en en g&uuml;zel reddiye, Dr. Rabi b. Hadi el-Medhali'nin Afganistan'da yayınlanan el-M&uuml;cahid, s. 9-11'de verdiği reddiye ile Salih b. Abdilaziz b. Muhammed Ale'ş-Şeyh'in "el-Mi'yar li-ilmi'l-Gazali (Gazali'nin ilminin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;)" adlı risalesidir.


[15] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Buhari, M&uuml;slim


[16] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Biraz &ouml;nce ge&ccedil;en M&uuml;zeni ve İbn Receb'in s&ouml;zlerine bakın


[17] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Buhari, M&uuml;slim sebebi ve tahrici i&ccedil;in bkz. el-Ahadis-Sahiha 121


[18] &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Enfal 24

